Soykırımcı İsrail Çifte Vatandaşlarına Yol Verenler Mısırlı Çifte Vatandaşı Abdurrahman el-Karadavi İçin Ne Yaptı?

Soykırımcı İsrail Çifte Vatandaşlarına Yol Verenler Mısırlı Çifte Vatandaşı Abdurrahman el-Karadavi İçin Ne Yaptı?

Alim Yusuf El-Karadavi’nin üçüncü oğlu Mısırlı şair Abdurrahman El-Karadavi (Abdul Rahman Al-Qaradawi).

2011 yılında Mısır Devriminde Muhammed el-Baradei’nin kampanya lideri olan, 2017’de Mısır Değişim hareketini desteklediği gerekçesiyle sömürgeci Amerikanın desteklediği Sisi yönetimi tarafından gıyabında mahkum edilen ve aynı zamanda Amerika ve NATO müttefiki ulus-devlet Türkiye vatandaşı da olan bir şair. O, “kardeşleri Sisi” ile el sıkışanların işine gelmeyecek derecede sömürgeci uçbeyliklerinin masa başı pazarlıklarına ve Modern Diplomasinin pisliklerine şahitlik de etmiş olan harcanabilir vatandaş statüsünde görülen hiciv sahibi bir şair. Ayrıca o, Büyük İntifada/Aksa Tufanı sonrasında, 2024 yılında Zalimoğlu Zalim Esad Rejiminin çöküşü üzerine Suriye’ye kutlamalara katılmak için giden, Şam’ı ziyareti sırasında boynunda kefiye ile dolaşan ve BAE, Mısır ve Suudi Arabistan’ın liderliğine atıfta bulunarak “Siyonist Araplar” ifadesini kullanan, onların bir sonraki “tufan” ile devrileceğine gönderme yapan ve körfez ülkelerini eleştiren videosunu sosyal medyada paylaşarak harcama kaleminde yerini almış olduğunu ilan eden bir aktivist!

Yaşadığımız ve hissettiğimiz pek çok şeyle beraber kendisinin bu bölgede bulunması gerektiğine inandığını ve bunun için tüm tehlikeleri göze alarak seyahate devam ettiğini düşündüğüm el-Karadavi Mesnaa sınır kapısından geçerken 28 Aralık 2024 tarihinde Lübnan’da Mısır tarafından alınan gıyabındaki karara istinaden tutuklandı. Avukatı tarafından yapılan Türk vatandaşı olduğu ve Türkiye’ye seyahat etmesine izin verilmesi gerektiği talebe rağmen ve işbirlikçi Emirlik rejiminin şairin ifadelerini “BAE’ye karşı kışkırtma ve ülkeyi istikrarsızlaştırma girişimi” olarak kabul ettiğini ilan etmiş olması ortadayken “yasadışı zenginleştirme ve kara para aklama” iddiasıyla hakkında soruşturma açılan Necib Mikati’nin gayretiyle 10 Ocak 2025’te BEA’ye sınır dışı edildi.

Türk yetkililerin konsolosluk nezdinde girişimleri olduğu ama reddedildiği de iddia ediliyor. Ayrıca avukatlarının o süreçte Türk makamlarından konsolosluk ziyaretlerine izin verilmesi ve vatandaşı olduğu ve güvenlik ve yasal korumanın garanti edilebileceği Türkiye’ye dönmesine izin verilmesi talepleri olduğu biliniyor. Ama Türkiye hükümetinden buna dair bir resmi açıklama hiçbir zaman yapılmadı. Soykırımcı İsrail’in Çifte Türk vatandaşlarını kollayanların Mısırlı Çifte vatandaşına karşı hukuki gayretlerini henüz bilemiyoruz. Bildiğimiz şey yakın bir zamanda binlercesinden biri olan bir siyonist çifte vatandaşın gözaltına alınmış olması ve Amerika’nın girişimleriyle serbest bırakıp sınırdışı edilmesi1. Soykırımdan yargılama yetkisine bile sahip olmayanların Karadavi için yumruklarını masaya nazikçe bile tıklatabilmeleri ne kadar mümkün olabilirdi ki?!

Oysa hukuki mücadelenin izi yine oldukça tanıdık yerlerde. O günden beri Birleşik Arap Emirlikleri’nde herhangi bir suçlama olmaksızın ‘gözaltında tutulduğu’nu umut ettikleri şairin avukatları, BAE yetkililerine karşı İngiltere’de hukuki mücadele başlatmışlar. Açılan davalarda suç duyurusunda bulunulanlar arasında BAE İçişleri Bakanlığı, Lübnan’dan BAE’ye iadesini onaylayan eski Lübnan Başbakanı Necip Mikati ve iade için özel uçağı temin eden şirket Royel Jet LLC bulunuyor. Avukatlarından biri olan Rodney Dixon süreci “Bu iade değil; apaçık bir kaçırma.” şeklinde ifade etmiş olsa da bu kaçırma ithamının onun harcanabilir çifte vatandaş olarak statüsü başta olmak üzere hiçbir hukuki terimle izah edemeyeceği ortada. Zira bu onlar içinde oldukça tanıdık bir durum. 2018’de Suudi ajanları tarafından İstanbul’daki krallığın konsolosluğunda öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı işbirlikçi/müttefik sömürge modern devletlerin pisliklerini göz önüne sermişken hâlâ insan hakları, basın ve ifade özgürlüğü gibi masalların dile getirilmesindeki komiklik Trump gibi bir maskaranın karşısında bile aşırı rezalet duruyor.

Karadavi’nin durumu hâlâ bilinmiyor. Ama ondan neden nefret ettiklerini biliyoruz! 💬

Maskeliye Övgü” şiirinde zikrettikleriyle eksik bırakmış olsa da biz sünepe bölge liderlerinin ne olduklarını; kendi yerli-millilikleri içinde nasıl büyük aktivistler olabildiklerini ve Gazze Barış Kurulu ile ihanetlerini nasıl pekiştirdiklerini iyi biliyoruz.

O bir şair olarak sömürge halklara başta Mısır, Emirlikler ve Suudi Arabistan olmak üzere Arap rejimlerini kınayan “Maskeli’ye Övgü” şiiri ile seslenmişti en son.

 

1https://www.yeniakit.com.tr/haber/turkiye-bir-bebek-katilinden-kurtuldu-cifte-vatandas-jessica-bahar-israile-sinir-disi-edildi-1987223.html

Maskeli'ye Övgü

Giz perdesi yırtıldı, korkaklar kaçıştı,

İşgalci ve işbirlikçi geri çekildi.

 

Aslanlar misali öncüler onlar,

Önde büyük hafızlar ve karîler.

 

Muhammed Nebî’nin izinden gittiler,
Kerîmdir onun yolundaki neferler.

 

Mescitleri Erkam’ın hanesi gibiydi,
Ve sessizliğinde tunellerin Hira vardı.

 

Nebi’nin yükselişi gibi yükseldiler… yaklaştılar

Ve yeryüzü onlarla bir İsra gecesi oldu.

 

Uyandırdıkları gibi uyandırdılar düşmanı,

Düşman safları onlar için bir öğün oldu.

 

Gökte de yerde de denizde de onlar,
Hak bildikleri dava uğruna savaşanlar.

 

Yüzü örtülü biri vardı; sözüyle büyüleyen,
Vaadiyle de tehdidiyle de gönülleri titreten.

 

Tehdidi bir orak gibi indi düşmana,
Çoğu zaman bir bakışı bile yeterdi.

 

Orduları sürdü sanki kader yürür gibi,
Neferlerinin bir kısmı şairdi ayrıca.

 

Haramı çiğnemezdi askerleri,
Savaşta sert, mazluma merhametliydiler.

 

Düşman bile doğruluğuna kulak verirdi,
Mazlumlar doğruluğunda umut bulurdu.

 

Düşmanı esir aldı

Onun sevgisinde esiriz biz de,
Ama biz onda kavuştuk özgürlüğe.

 

Gözleri uykusuzluktan ve hiddetten kızarmıştı,

Adı korku gibi yayılırdı ufuklara.

 

Ey ordular!” diye seslenirdi Ebû Ubeyde,
“Bir yurdu dilenerek kurtarmak mümkün mü?”

 

Nil diyarı kendi iradesine sahip olsaydı,
Seni çağırırdı dilediğin yere yürümeye.

 

Memleketleri yöneten nice saraylar yıkılırdı,
Çünkü çoğu ihanetin gölgesinde yaşamaktaydı.

 

Ordularımız savaş gününde utanır gibi,
Perde ardında saklanan gelinlere döndü.

 

Renklerle, süslerle böbürlenirler,
Fakat hakikatin yükünü taşıyamazlar.

 

Onu öldürmekle tehdit ettiler,
Dedim ki: “Maskeli bir kişi değil artık, susturulmaz bir fikirdir.”

 

Göreceksin nice yiğit yüzünü örtecek,
Hepsi aynı öfkenin ortağı olacak.

 

Ey Kassam’ın seçkinleri, kutlu olsun çabanız,
Şiirim gözleriniz için bir armağandır.

 

Ey Yasin! Ey fedanın sancağı!
Sana kan kırmızısı dizeler sunarım.

 

Muhammed ed-Dayf’a da;
Kararıyla havayı değiştiren adama…

Ve Sinvar’a… Ocak devriminin özgürlüğü armağan olsun ona.
Onun şanında nice tutsaklar hürriyete kavuştu.

 

Ve Meşal’e… ve Heniyye’ye ve ahirete

önden gidenlere ki onlar şahittirler.

 

Hamas! Sen sünni bir Arap sancağısın

Hamas! Sen yüce ve parlak bir sünni Arap sancağısın

 

Tarafsızlık erdemdir” diyen herkese dedim ki:
“Tarafsızlık bazen ağır bir suçtur.”

 

Tarafsızlığın başlara düşüşü bir bombardıman gibidir;

Onunla beraber parçalanmış bedenler artar.

 

Çocuklarımız enkaz altında inlerken,
Sessizlik sağır kulaklara dönüşür.

 

İhanetten türemiş bir devletçik var ki,
Onun yöneticisiyle fahişeler arasında fark yoktur.

 

Utanç verici Emirlikteki havlayan her köpek

Düşmanların yaptıklarına methiye düzdü

 

Darağaçlarının ipi de var, bekleyin hele;
Belki o gün bir nasihat fayda verir size.

 

Haremeyn’in kutsiyetini oyuncak eden bir katil,
Yüzünde kibirle karışık bir ahmaklık taşır.

 

Onun gözünde şeref dediğin şey, futbolcu transferi, lüks bir araba
Ya da güzel bir kadınla ölçülür ancak.

 

Yazıklar olsun Hicaz diyarına ki, başında değersiz bir adam oturur;

Etrafında da havlayan sözde fakihler dolaşır.

 

Vay o memleketin hâline ki, ahlâksızlar itibarlı sayılır,

Onurlu insanlar ise zindanlara atılır.

 

Mısır’da da taht üstünde eğilmiş bir cüce,

İhanet ve fahşa ile hüküm sürüyor.

 

Kadınlarımızın kanına ağlamadı hiç,

Ama başka ölümler için gözyaşı döktü.

 

Ne vakit Siyonistleşmiş bir asker yara alsa,

Gözyaşı döker hemen, sanki ta kendisidir Hansâ1

 

Kuşatma kurdu yurdumuzda direnenlere,

Kalbindeki karanlık orada çıktı ortaya.

 

İbretli sonu yaklaşmaktadır onun da,

Hükmü veren Allah’tır sonunda.

 

Ey Maskeli savaşı! Dikkat et o kötü liderlere

Seninle barış konuşsalar da içlerinde şeref sahibi yoktur.

 

Onlardan nice lider halkına aslan kesilir,

Sömürgecinin önünde ise sadece köledir.

 

Sırtımızda onların ihanetinin izlerini görürsün;
Yüzlerine baktığında ise zerre vefa bulamazsın.

 

Kalk ey Maskeli, onlara da tattır

Helake sürükleyen, bağırları yakan o kadehten.

 

Hicvediyorum onları; çünkü yergi dilimde tatlıdır daima,

Neredeyse bana “hicivci” diyeceklerdi

 

Ümmetimin içini yakan zalimlerden öç alırım bazen

Çünkü bazen şiir de bir şifadır.

 

Hesap günü yaklaştı ey halklar, sevinin!

Hesap günü yaklaştı ey halklar, sevinin!

 

Hesap vereceksiniz ve o gün

Size şefaat edecek kimse olmayacak!

 

1“Hansâ”, ağıtlarıyla meşhur kadın şair el-Hansa’dır; şair burada veciz bir benzetme yapmış.

Abdurrahman el-Karadavi (Çev. ismimuslim.com)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir